14 Şubat 2009 Cumartesi

ANKARA’DA DAHA ÇOK FİNLİ OLMALI VEYA ODE TO A FRIEND



Faranjit olmuşum çok kötü. Yeni yeni 2 dakikadan biraz daha uzun konuşabiliyorum. Ama bu hafta sonu The Rasmus var. Eeee ne olacak şimdi? Şarkılara eşlik edeceğim derken sigara dumanı yutacağım bol bol. Bu, afadersiniz, öküz deviren virüsü hala vücdumdan atmamışken bir de faranjitin gereksiz yere azdırılmış, fenanın da fenası versiyonu ile mi uğraşacağım? Ama öbür tarafta da gri Ankara'ya, taa ayağıma kadar gelmiş Finliler var... Zor bir seçim derken tabii ki Finliler ağır bastı. Çantama pastil, antibiyotik, ıslak mendil, kuru mendil ve su koyarak yollara düştüm. Başımda Katmandu dükkanından aldığım iki kat turkuaz bantım, boynumda kendim örmeye başladığım ama örgü becerilerimi bir türlü takdir etmeyen sevgiili annem tarafından bir gece, herkes uyuduktan sonra bitirilen, yün boğazlığım...

Etraftakilerin bakışlarından anladığım kadarı ile deli bir insan gibi görünüyor olmama aldırmadan peripatetic ayaklarımla tıpış tıpış konser arkadaşımın ofisinde buldum kendimi. Bu çok eski sevgili arkadaşım, beni yılların iniş çıkışlarında, çalkantılı denizlerde, güneşin altında, öfkemde neşemde, güzel topuzlu iken kalın kaşlı iken, her halimle gördü; avucunun içi gibi tanıdı işte. En çok da son iki yıldır devam eden (evet hala devam ediyor) deliliğimi sakinliğe dönüştürme çabaları sırasında... Bir yaz boyunca neredeyse her buluşmamıza koca koca kitapları 34,5 numara ayakları ile getirdi bana "Bak bunlar senin araştırmanla ilgili" diye. "Ağlama. Ne olursun ağlama" dedi. Öyle tanıdı ki beni sonunda, The New Adventures of Old Christine'i seyrederken Christine'in söylediği "I thought there was enough happiness
for everyone, but Richard got it all" sözlerini aslında benim söylediğimi şıp diye anlayıverdi mesela. 





Bugün de almış konser biletlerini, elinden tutup öbür tarafa, delilikten normalliğe geçireceği arkadaşını bekliyordu. Bekliyordu beklemesine de konser başladığında taktı çantasını benim koluma, bastı gitti faranjitli boğazımla gidemeyeceğim derinliklere "remember the times/ together we swore, never give up this life/ still hanging on/ still going strong" diyerek.... 

Ayrı noktalarda vardığımız gecenin sonunda yine aynı görüşteydik; Ankara'ya daha çok Finli gelmeli!!! Kuğulu Park'a sarhoşlar pişirip yesin diye kuğu getireceklerine görenleri mest edecek Finlileri getirsinler efendim!!! Belediye başkanı adaylarının kampanyalarında halkımızın bu ihtiyacına değinmiyor olmaları anlaşılır gibi değil.             

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder