Haller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2010 Çarşamba

NE İSTERİM-1

Hayal kurmak bedava; öyleyse başlıyorum... İsterim ki bir gün Princeton Üniversitesi'nde geçen gerilim romanı The Rule of Four'daki gibi bir geleneğim olsun. Verdiğim Rönesans dersinin son konusu olan Michelangelo'nun ölümü bütün üniversiteye açık, bütün üniversitenin dört gözle beklediği, herkesin birbirine "geliyor musun" diye sorduğu, "orada görüşürüz" dediği, koskoca bir amfide yapılan yarı yılın akademik olayı olsun...



Elbette ki ne ben Rönesans uzmanıyım ne de verdiğim dersin son konusu üniversite olayı olur. Gerçekçi olalım... Yine de en azından bu ülkede bir akademik geleneğin yaşatıldığı bir üniversite ortamı görsem, üniversitenin diğer bölümlerini de birleştiren, kimlik geliştiren, bağ kuvvetlendiren, konusunun uzmanını çatısı altında barındıran, onun uzmanlığını okulun tamamının erişimine sunan... Geçen gece İlber Ortaylı anlatıyordu, Rus Edebiyatı'na değinmek istediği dersine konunun uzmanı annesini çağırmış; o gün gelenler sınıfa sığmamış, taşmış. Mete Tunçay ve arkadaşları istekte bulunmuş, bir ders daha böyle geçmiş...

20 Kasım 2009 Cuma

Out of Focus



Uzun zamandır düşünüyorum, sanırım Satürn'ün itip kakmaları sırasında veya evrendeki başka kozmik etkilerin altında benim karmamda bazı unsurlar bozuldu. Görülmem, algılanmam, var olmamla ilgili bir soun var. Bir Woody Allen filminde vardı; karakterlerden biri, bir kozmik etki ile "out of focus" oluyordu. Filmin diğer kahramanları gayet net bir şekilde repliklerini söylerken, "out of focus" olan aralarında duruyor ama yüzü bir türlü seçilemiyordu. Sanırım ben de öyle oldum. Manyetik bir alandan geçerken bozuldum... Bunun en büyük göstergesi de, ister inanın ister inanmayın, artık adımın bir türlü doğru yazılamaması. Karma "out of focus" olunca ismim de algılanamaz oldu. Amerika'da aldığım tren biletinin üzerinde, kadının elinde pasaportum olmasına rağmen, Cemile Ankara yazıyordu. Portekiz konferansında soyadım, organizatör kadına artık bir yalvarmadığım kalmış olduğu halde, Ataca yazıldı. Hadi bunlar gavur illerde geldi başıma, normaldir. E dün, burada Ankara'da, benim içn hazırlanan resmi belgeleri elime aldığımda gözlerime inanamadım. Adım Can Ataç olmuş. Belgeyi hazırlayan kadın kimliğe bakınca gülme krizine girdi. Ben de emin oldum, bir Woody Allen filmindeyim ve "out of focus" oldum.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

HATIRLA PERIPATETIC


Kitap anlamında çok fazla seçeneğim bulunmuyor şu anda. Araştırma dolayısıyla okuduklarım haricinde ev sahibimin kütüphanesi ile kısıtlıyım. Ancak iki kitap seçebildim şimdilik ve bunlardan bir tanesi Dan Brown'un Angels and Demons'u, düşünün... Yine de, bu seneye kadar hiç Dan Brown okumamış olduğumdan (geçen ay Da Vinci Code'u okudum) ve kitabın da filmi daha yeni çekilmişken durumum çok kötü sayılmaz. Tavsiye eder miyim? Yok etmem... Kitabın büyük kısmını "evet evet Illuminati, evet evet Benini, demek antimatter hmm evet evet" diyerek okumama rağmen aklımda bir şey kaldı. Kitabın deniz biyoloğu olmasının yanı sıra Yogi de olan kadın kahramanı, çözüm bulamadığı, köşeye sıkıştığı durumlarda, kendi kendine "düşün" yerine "hatırla" diyordu. Tanrı'nın ihtiyaç duyduğumuz bütün çözümleri aklımıza kodladığı varsayımıyla "hatırla" diyordu.


Ben de artık arada diyorum; "Hatırla Peripatetic. Hatırla."

18 Haziran 2009 Perşembe

LOS ANGELES GÜNLÜĞÜ: BATI YAKASI

Araştırma yapacağım kütüphaneye yakın diye Los Angeles'ın batı-
sında kalıyorum. Yirminci yüzyılın başında burası aslında zengin muhitmiş, zencilerin mülk almasının yasak olduğu. Sonra (sanırım 1940'ların sonu) Nat "King" Cole batıdan ev almak istemiş; yerel yönetim "hayır" deyince de mahkemeye vermiş. Kazanınca da batıya hızla "renkli vatandaş" akını başlamış. Zengin beyazlar doğuya doğru kaydıkça onlardan boşalan evlere zencilerle birlikte Hispanicler, Koreliler, İranlılar yerleşmiş.





Evler 1920'ler özellikleri taşıyor ve tarihi. İçinde oturanlar, evlere bakmak zorunda.
Tamir etmezse, çürümye bırakırsa veya planını değiştirirse, hemen yiyor cezayı. Sakin, hatta zaman zaman ıssız bi mahallede oturuyor olsam da Los Angeles'da her yer insana tanıdık geliyor. İşte oturduğum sokağın karşısındaki ev! Six Feet Under dizisini seyredenler hatırlasın bakalım altında cenaze hizmetleri verilen ev hangisiydi...

Gerçekten de pek çok şey dizilerde (The Closer, Mentalist) gördüğümüz gibi. Sabahları kütüphaneye yürürken (5 dakika)arabalarının içinde uyumuş ve yeni uyanan evsiz insanlar görüyorum. Otobüse yetişmek isteyen birinin yanar halde attığı sigara izmariti, hemen biri tarafından yere düşmeden havada kapılıyor. Mahalledeki sosyal güvenlik bürosuna kayıt olmaya gittiğimde evsiz bir anne-oğul geldi. Zenci anne, incecik çok güzel 20-21 yaşında, oğlu da en fazla 5 yaşındaydı. İçeri girer girmez hemen uyumaya başaldılar. Sokakta yattıkları için kat kat giyinmişlerdi. Anne, çocuğunu tuvalette silerek temizledi. Tam kafamdaki evsiz tanımına uyuyorlardı; bir tek kızcağızın çanta ve ayakkabısı hariç. Onları yepyeni ve son moda görünce, "aaa yanıldım herhalde" dedim, "bunlar evsiz değil." Sonra kız çantasını karıştırırken çatal, bıçak, bardak vs çıkarınca "eee?" dedim. Sonra geldi aklım başıma. Öyle değil miydi okuduklarımız, "bir çift ayakkabı karşılığında..." Sonra etrafıma bakınca benden başka herkesin, güvenlik görevlileri dahil, durumu tabii çook önce çözmüş olduğunu fark ettim. Benim için çok acıklı bir sahne olarak kalacak bu.

Kütüphaneden üniversiteye gitmek için bindiğim otobüs, batı yakasını aşarak beni manzaralı yollara taşıyor. Wilshire'dan Westwood'a giderken de hep tanıdık yerler görüyorum ama bu sefer güzel giyimli, sapsarışın insanların yürüdüğü sokaklar. Adım başı, bir spor arabanın üstüne çıkmış bikinili bir kızın fotoğraf çekimi var. Bugün kampüste de abc'nin, Good Morning America'sını çekiyorlardı. Kameraman ben oradan geçerken "Darliiing" deyip kameraya bakmamı istedi. Uzadım tabii hemen oradan...