Delilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Delilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2010 Pazar

BACAKLARINI BİTİŞTİREREK OTURMAK


"Deli deliyi görünce değneğini saklarmış" atasözü benim hayatıma Kıbrıs versiyonu ile, yani "Deli deliyi gözünden tanır" şeklinde yansımıştır her zaman. İçinde benim de olduğum ortama ne zaman bir deli girse soluğu hemen benim yanımda almıştır. Tunalı'da karınca gibi kaynayan yüzlerce akıllı insanı adam yerine koymayan bir deli amca, "hoş kafa, boş kafa ve taş kafa" arasındaki farkı ayaküstü bir tek bana anlatmıştır mesela. "Taş kafanın boş kafadan da kötü olduğunu," korkudan kaçamadığım için, o gün orada öğrenmişimdir. Yahut otobüste onca boş koltuk varken benim yanıma oturmayı tercih eden bir deli teyze, bana hayatımın travmasını yaşatmıştır. Kişilik bölünmesi, çift kutuplu rahatsızlık nedir bilmeyen bir üniversite öğrencisi olan bana, gülerek "Bahtın açık olsun" derken birden "terbiyesiz kızım terbiyesiz kızım" diye bağırmaya başlamıştır. Pabuç kadar dili olan, en son sözü söylemek adına saçmalamaya razı ben, öylece kalakalmıştım koltuğumda, yanaklarım al al...


http://picture-book.com/content/how-be-girly-girl-just-ten-days
(Angela Martini)

Geçen gün başıma gelen olayda yalnız, henüz karar veremedim yine deliye mi çattım yoksa bir muhafazakar Türkiye gerçeği mi yaşadım... Hacettepe Hastanesi'nin Oran'daki Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nin kafeteryasında oturmuş annemin seansının bitmesini bekliyorum. Bilgisayarım yanımda, elimdeki çeviriyi bitirmeye uğraşıyorum. Ak saçlı bir adam yanaştı yanıma ve bana "Bacaklarını bitişitirerek otur bak; dinimizin gereği gibi" demesin mi... Benim adamın ne dediğini algılamam ve "layynnn" diye ayağa kalkmamla, adamın da boyunun bitiştirmeye kalkıştığı bacaklar kadar olduğunu fark edip topuklaması bir oldu. Artık tanışık olduğumuz güvenlik, adamın peşine düşecekti de "yok" dedim.

Annem gelince hemen olayı anlattım. Masanın altına eğilip pantalon giyiyor olduğumu görünce gülmeye başladı "Amaan deliymiş o boşveeer" dedi. Dedi ama ben öyle kolay kolay boşveremedim bu olaya. Güvenliğin tanıdığının kızı yuvada öğrenmiş mesela "dini oturmayı." Biz yuvada makarna boyardık... Diğer taraftan, olayın gerçekleştiği mekan, semt, benim artık dini telkinle oturuşumu değiştirmeyecek yaşta oluşumu düşündüğümde de "deliydi herhalde" diyorum.

Yine de temkinliyim hala. Adamın "Allah'a emanet ol" diyerek ayakları yere bile değmeden Süper Mario koşuşuyla kaçması gözümün önüne geldiğinde gülmemeye çalışıyorum.

25 Mart 2010 Perşembe

HANGİ İÇ SIKINTISINDAN MUZDARİPSİNİZ?

Edirne'deki II. Bayezid Külliyesi, ruh sıkıntısı yaşayan hastaları müzikle tedavi etmesi ve döneminin çok çok ilerisinde bir anlayışla "deli"lere şefkatle yaklaşması ile meşhur, aynı zamanda mimari harikası bir şifa yurdu. Şimdi ödüllü müze...



Bu sefer gezerken, hastalık isimlerini okurken, o yüzyıllar öncesinin hastaları ile çok yakın bir bağ kuruldu sanki aramızda. Kendime teşhis koymaya çalıştım, beni de müzikle tedavi etmeleri gerekse hangi makamla tedavi olurdum diye düşünekaldım...



Önce bir buyur ederlerdi sedire; anlattırırlardı derdimi. Anlatırdım ben de; "Böyle hiç gitmeyen bir iç sıkıntısı hekimbaşı üzerinize afiyet. Bahar gelmiş, neyleyim... Memleketin ahvali aşikar; benim işler de yıllardır yolunda değil." Şöyle bir öksürtürdü beni hekimbaşı, derin derin nefes aldırırdı. Sonra da başlardı teşhis koymaya: "Öncelikle depresif bu hanım kızımız."



Yapacak bir şey yok, bahar nedene gerek duymadan alerjileri azdırdığı gibi depresyonu da getrip kapına bırakıveriyor. Neyse, iyi ki hekimbaşı var. Zaten hemen "Büzürk makamından bir şeyler çalın" diye buyurdu. Baktım; büzürk makamı, zihni temizlemeye, vesvese ve korkuyu uzaklaştırmaya yarıyormuş. Ala, ala, durmayalım lütfen...



Büzürk makamı ile tedavi olan başka arkadaşlar da vardı; sevda defediciymiş çünkü aynı zamanda. İki kara sevdalı, bir vesveseli oturduk da dinledik; dinledik de açıldık. "Ama" dediler bana, "sen, özellikle sen, tedavine devam etmezsen bak yan odadaki "divane akıl hastası"ndan beter olursun."



Korktum, dedim "Tamam. Olamam ben divane akıl hastası. Götürün beni şurup odasına; edeceğim devam tedavime." Dediler; "Öküzgözü şurupları birebir bu hastalığa. Akşam yemekleri ile beraber bir kadeh, unutma. Bulamazsan Kalecik karası şurupları da olur bak."



Şurubum kolumun altında tam çıkıyorum Külliye'den, biri yaklaştı yanıma. Tanıdım, bizim Saliha bu, Selimiye'nin avlusunda gördüğüm hani. Fısıldadı; "Ben anladım seni. Benim eltimin gelini de senin gibiydi, sıkıntılı böyle, ters mi ters. Ama onu Büzürk değil Irak makamı ile tedavi ettiydiler. Haberin olsun" dedi. Şakalaştık, bıraktım onu arkamda, yürüdüm.



Kuyudan bir tas su içtim önce, sonra tam yola koyulmak üzereydim ki hekimbaşını gördüm; öğle namazı için camiye geçiyordu. Sordum "Hekimbaşı, bir de Irak makamı diyorlar. Ne ola ki o?" Dedi, " Güçlü makamdır o. Afakana ve dar mizaca iyi gelir."

Sonra... Sonra, ter içinde uyandım. Dediklerine göre "Bana Irak makamı çalın. Bana Irak makamı çalın" diye bağırıyormuşum.


5 Mart 2010 Cuma

HAFTANIN KAZANANI....

Vee haftaaanıın kazanaanııı... Heyecanlanmayın hemen, ben değilim. Ben bekliyorum, o Allah'ın emri! Ben beklerken beklemeyen semizotu ise, demeti 7,99 lira ile haftanın kazananı oldu. Kendisini tebrik ediyoruz. En son gördüğümüzde, etikette yazan müstehcen rakama rağmen sofralardaki yerini almak üzere elden ele geziyordu.


Geçen hafta da demeti 22-24 lira arasında satışa sunulan kuşkonmazdı prenses. Zannedersiniz ki bu ülkede, bu şartlarda raflarda çürüdü. Hah! Tartıdaki kızın söylediğine göre geldiği gün tükenmiş. Zaten daha ben oradayken kuşkonmaz bulduğuna coşkuyla sevinen orta halli bir teyze, iki demet birden alıyordu; ikisinin birlikte 50 liranın üstünde tuttuğu uyarıma kulak asmadan. Sarhoşluk haliyle torbasına koymaya çalıştığı kuşkonmazları nasıl pişirdiğini sorduğumda da "ıııı haşlıyorum işte ıııı limon sıkıyorum sonra" diye başından savdı beni. Hayır, kuşkonmaz bir insanı bu şekilde coşturabiliyorsa, bildiğimizden farklı bir şekilde pişirilip, bildiğimizden farklı bir tada kavuşabiliyor olması gerekiyor da ondan...


source: Galeri de Estaban Cavrico

Benim çevremde de bir yığın semizotu, kuşkonmaz var, gördükleri rağbete hayret ettiğim. Hadi semizotu, demeti 3-4 lira olduğunda, yaz akşamlarında yoğurtlu salata olarak kabulüm, makbulüm. Ama kuşkonmaz? Kuş-kon-maz? Erdemi hiç bir şeyden menkul olmayan kuşkonmaza bakıp insanın kendini, kilosu 1,99 liralık don yemiş Mersin portakalı gibi hissetmesi büyük haksızlık.

Uzman Görüşü: Kişi kendini manavdaki sebze ve meyvalarla kıyaslamaya başladığında, kişinin gözlem altında tutulması ve ivedilikle terapi görmesi şart olmuştur. Ayrıca, hastanın yukarıda anlattıklarına baktığımızda, kuşkonmaz alan teyzeye bayağı bayağı musallat olduğu sonucunu çıkartmaktayız. Kişinin, çok yakında kendine ve çevresine tehlike arz etmeye başlayacağı kanaatindeyiz.

30 Ocak 2010 Cumartesi

ALIŞVERİŞ SEPETİ

Alışveriş sepetimin içine bakılmasından hiç hoşlanmam; bakan orta yaşlı kadın görürsem affetmem; "beğendiniz mi" diye diklenirim. Ama marketlerde etrafımda olup bitenlerden de haberdarımdır; kim neye bakıyor, neyi inceliyor, nasıl meyva-sebze seçiyor. Botaş memurlarının öğlenleri market içinde serbestçe mandalina ve muz yürütüp, soyup, yemesine dayanamam.

Hayatımda gördüğüm en korkunç market manzarası, elindeki çamuru raflardaki maydanozların hepsine birden silerek temizleyen bir adamdı. O günlerde annemin sık sık "kızım sokaktaki insanları çok azarlıyorsun, olmaz" demesinin etkisiyle ağzımı açıp bir şey dememiştim adama ama bugün o manzara hala arada sırada gözümün önüne gelir, ben de hayalimde adama demediğimi bırakmam.

Geçen gün tatlı, çıtı pıtı bir kız gördüm yine aynı markette. Elinde üç şişe aseton ve bir tane de orta boy oklava vardı. "Allah Allah ne garip bir kombinasyon" dedim; "Ayrıca insanın asetonu bittiyse bir şişe alır, niye üç şişe almış ki" dedim. Sonra daldım, düşüncelerim "Zaten son günlerde asetonsuz tırnak cilası çıkarıcısı satıyorlar, o da siyah ojeleri çıkarmıyor, acaba aseton yasaklandı mı?" şeklinde dağıldı. Ne var ki kıza, elindeki şişelerin etiketini gözlüksüz okuyabilecek kadar yaklaştığımda bir de gördüm ki tırnak cilası çıkartıcı zannettiğim şişeler meğer masaj yağıymış. O an tabii, üç şişe masaj yağı ve bir adet orta boy oklava, iç kaldırıcı ama anlamlı bir kombinasyon halini aldı. Ne yalan söyleyeyim "Hmm" dedim, meraklandım; "acaba nasıl kokuyor şu masaj yağları" diye. Reyonlara baktım ama bulamadım. Haftaya artık...