
29 Nisan 2011 Cuma
PELÜZE

20 Nisan 2011 Çarşamba
NEDEN YAZACAĞIM
Geçenlerde bir yerde “Biz Jane Austen romanları gibi bir hayat umduk ama bahtımıza Woody Allen düştü” benzeri bir cümle okudum. Okur okumaz da “a-ha” dedim, “ne kadar doğru.” Gerçekten de yanlış anlamaların nihayetinde açığa kavuştuğu, iyiliğin ve doğru davranışın mutlaka kazandığı, hep vuslata erildiği bir hayatın hayalini kurarken yolun yarısından öteye geçmişim ve birbiri peşi sıra yaşanan küçük talihsizlikler kuyruğunda, nahoş insan karşılaşmalarının kurbanı nevrotik bir tip olup çıkmışım.
Karar verdim; küçük talihsizlikler ve absürt olaylar cehenneminde tecrübe ettiğim ve bana bu hayatı dar eden her düzeydeki iletişim güçlüğü benim ilham kaynağım olacak. Elbette ki ölümle burun buruna gelmenin ya da trajik bir insanlık hali dönüşümünün dengi bir sıkıntı değil sözünü edeceğim. Ama bir başka türlü insan olma sıkıntısı anlatacağım ben de. Hem de okuyucuyu elimden geldiği kadar gülümseterek. Mantık dışı zihniyet ve davranış biçimlerinin kurbanı insanoğlunun asla bulamayacağı huzuru araması kadar hazin ama aynı zamanda komik başka ne olabilir ki!
Küçük şeylerin insan ruhuna ettiği zulmün karşısında gülümseyebilmek çok önemli. Ne demiş Shakespeare: "Soyulduğu halde gülen adam, hırsızdan bir şey çalmış sayılır.”
27 Şubat 2011 Pazar
İNSANLIĞI SEVİYORUM...BAZEN İNSANLARI DA!

15 Şubat 2011 Salı
SİYASİ DÜŞÜNCE TARİHİ DERSLERİ

Liberal düşüncenin Amentü'südür John Stuart Mill'in Özgürlük Üzerine kitabı. Liberal olmamama rağmen başucu kitaplarımdan biridir; kendimi, sınırlarımı test etmek için ara ara okurum.
Mill'i bilenler içim tekerleme olan önerme şöyledir:
Hiç bir düşünce bastırılmaz. Hiç bir düşünce sabit değildir. Her yeni bilgi ile düşüncelerinizi yeniden gözden geçirmeniz gerekir. Bastırılan veya göz ardı edilen bilgi:
1) Doğru olabilir; kendinizi doğru bilgiden mahrum etmiş olursunuz.
2) Yanlış olabilir; kendi bilginizi doğrulama şansınızı kullanmamış olursunuz.
3) Kısmen doğru olabilir ve bu bilgiyi sahip olduğunuz kısmen yanlış bilginin mutlak doğru bilgi haline gelmesinde kullanamamış olursunuz.
Sürekli bu egzersiz içinde bulunmayan adama liberal denmez. Ergenekon ve Balyoz davalarında ortaya çıkan her yeni bilgi ve delil karşısında ne biliyorsa, neye inanıyorsa yeniden sorgulamayan adama da liberal denmez. Demiray Oral'ın dünkü yazısı bana bunları düşündürdü. Kendisine teşekkür etmeli; şu giriştiği küçük zihinsel temrine bile pek çok liberal büyüğü tenezzül etmiyor çünkü.
14 Şubat 2011 Pazartesi
ENDİŞELİ MODERNLER GERÇEKTEN ENDİŞELİ
Liberal yazarlar ankete konu olan insanların ne gerçekten endişeli ne de gerçekten modern olduklarını düşünüyorar. Almışlar önlerine anketi, sonuca bakarak kanaat geliştirmiyorlar; sonuçları ideolojilerinden yola çıkarak işlerine geldiği gibi okuyorlar. Çok zeki kelime oyunları var yazdıklarında. Ben zaten kimsenin zekasından şüphe etmiyorum. Benim için muğlak olan iyi niyet.
Etyen Mahçupyan, Kürtlerle laiklerin dışlanmışlık duygusunu kıyaslarken birincisinin “devletin sistematik ayırımcılığı” sonucu ikincisinin ise “demokrasinin doğal sonucu olarak ortaya çıkan yenilginin ifadesi” olduğunu söyleyerek birincinin hak ettiği sempati ve ilgiyi ikincisinin hak etmediğini ima ediyor. Ben de “demokrasinin doğal sonucu” ifadesine takılıyorum. Belli ki seçim sonuçlarından bahsediyor; belli ki bir genel bir yerel seçimden oluşan demokrasi yeterli kendi için.

Yeterli olmasaydı başta sendikalar, meslek örgütleri, kadın hakları savunucuları, öğrenci toplulukları, tohum, gübre alamayan çiftçi, maaşından yapılan kesintinin karşılığı sağlık hizmetini alamayan emekli, ataması yapılmayan öğretmenin yasa yapma ve uygulama mekanizmaları tarafından yok sayılmasından rahatsızlık duyardı.
İktidarın bütün yasa taslaklarının hiç bir sivil demokrasinin göz ardı edemeyeceği %40’lık bir muhalefetin hiç bir isteğine yer vermeyecek şekilde yasalaşıyor olmasından, “aynen kabul” edilmesinden kıllanırdı.
İleri demokrasiyi muştulayan bir iktidar partisinin faili meçhul cinayetleri araştırmak için “TBMM Komisyonu kurulması” önerisini bilmem kaçıncı kere reddetmesinden hallenir; “demokrasinin doğal sonucu” ifadesini yeniden gözden geçirdi.
Karşımızda otoriter, dediğim dedik ve sağır bir iktidar varken yenilgi ve dışlanmışlık duygusunun seçim sonuçlarının değil, başbakanın “bunlara 8 yıldır aldırmadık, yine de aldırmayacağız” diskurunun ve “ham hum şaralop” metodolojisi ile yapılan kanunların doğal bir sonucu olduğunu iddia ediyorum ben.
Ama Mahçupyan o kadar kararlı ki bu endişeyi geçersiz, değersiz kılmaya...Endişeye “vesayetçiliği meşru kılacak bir kisveden ibaret” diyor.
“Kürtçe eğitime hayır diyor bunlar, milliyetçi zaten” diyor. Kürtçe öğrenmek, konuşmak, Kürtçe kullanımının meydan okuma olarak değil de doğal seyrinde genişlemesi, okul öncesi eğitime önem vermek ile külliyen Kürtçe eğitim arasındaki fark sanki tartışmaya açık değilmiş gibi basmış yaftayı. “AB’ye evet deme eğilimi” için de samimi olmayan, “modern yapacak aklayıcı vesayet” diyor.
Bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösteriyor da endişeli modernlerde bir Allah gramı endişe bir insan çimdiği modernlik yok!
Demokrasinin indirgendiği seçim sisteminden uyduruk delillerle tutsak alan hukuk sisteminden korkup, zarar görmeyeceği kurum olarak orduyu zikrettikleri için de militarist tabii bu grup! Ver ateşi, endişeli de modernler ko yansın!
Bütün bu hin, iftira sınırında dolaşan değerlendirmelerden benim canımı en acıtan ise endişeli modernlerin “kendilerini ekonomik olarak kaybedenler olarak görmesi,” yaygarayı da bundan koparıyor olması çıkarımı oldu. Mahçupyan’a omuz veren İhsan Dağı, ekonomi iyiye giderken ekonominin kötüye gittiğini iddia etmenin kar kaybının kuyruk acısından başka bir şey olmadığını nasıl da rahat nasıl da gevrek söyleyiveriyor!
Bir blog yazısı bundan daha uzun olmaz deyip, bir “derin endişeli modern”in, ki bu ben oluyorum, gerçekten nelerden endişe duyduğunu bir sonraki yazıya bırakıyorum.
