Her türlü yaptırım , kötü söz, aşağılama, yargılama ve espadril düşmanlığına rağmen Tchibo'da 16 liraya görünce aldım gitti espadrilleri. Aldım gitti. Al-dım git-ti...
Zen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Temmuz 2010 Pazartesi
11 Temmuz 2010 Pazar
YAZ YAZILARI-2
Dün bu haberi Hürriyet'te okudum ve "aha" dedim "işte benim bu ülkede neden asla huzur bulamayacağımın ispatı." Gürültüden, karmaşadan, televizyon ve müzik sesinden kaçış yok artık. Ben küçükken sokakta sesim çok çıktığında eve geri çağrılırdım. Çağrıldım mı geri dönüşü yoktu, abimin "oh olsun"ları arasında utanç yürüyüşü ile veda ederdim o günkü sokak hakkıma. Şimdi çocukları bir yerlerini yırta yırta saatlerce bağrıyor ve biraz yan tarafta anneleri sakin sakin oturuyorlar. Kaçış yok, huzur yok, sükünet yok...
Kafa dinlemek, sakin olmak artık parayla satın alınabilecek bir şey de değil... İşte! İşte, insalar sakin sessiz denize girmek istiyorlar, bedelini ödeyip Silent Beach'e (Sessiz Plaj) geliyorlar ve zıttırık adamın teki yanındaki kıza müzik dinletmek için I-pod'unu hoparlöre bağlıyor ve başlıyor müzik yayınına... Madem müzik yayını yapacaksın sessiz beach'te ne işin var, madem sen de sessizlik istiyorsun niye müzik yayını yapıyorsun.

Yakın arkadaşı Derin Mermerci’yle Hillside Beach Club’ta tatil yapan Serhan Aloğlu ilginç bir tartışmanın ortasında kaldı. Kulübün ‘Silent Beach’ denilen gürültüden uzak plajında müzik yayını yapmaya kalkan Aloğlu diğer misafirlerin tepkisini çekti. Çocukların bile alınmadığı tamamen ıssız koyda Derin Mermerci’ye sevdiği müzikleri çalan Aloğlu duruma tepki gösteren konuklarla mini bir tartışmaya girdi...http://kelebekgaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?P=2&cid=37620&rid=2368
Verecek param olsa, sessiz plaja gitsem bile biliyorum başıma böyle bir şey gelecek. Sessizliği, kendi sesini ve müziğini daha iyi duymak için kendine tanınan bir imkan sanan bir şey dibimde bitecek. Biliyorum.
16 Nisan 2010 Cuma
ZEN BEN
Dedim ya değişiyorum. Ben yürümüşüm, beni ben yapan, beni hiç terk etmeyeceğini düşündüğüm karakter özelliklerim yolda kalmış.
Hayatta pek çok şeyden çok korktum. Ama korktuğum bir şeyi sırf korktuğum için yapmamazlık etmedim. Kaç kere yüreğim ağzımda topladım bavullarımı, kaç kere bilmediğim diyarlara vardım sabahın köründe, gecenin yarısında... Kavgadan korksam da, haklı olduğum noktada kavga etmekten hiç korkmadım. Dönüp gitmek yerine gömleğimin kollarını sıvamaya başladım hemen. Bu bendim; pire için yorgan yakan, dere tepe düz giden. Bu hep böyle olacak sanıyordum. Sonra dün bir arkadaşım başına gelen mesleki bir talihsizliği anlattı. O ana kadar danıştığı herkes "yalın kılıç dal kavgaya" demiş; "bırakma bunu onların yanına..." Benim de öyle demem beklenirken ben kendimi, arkadaşımın şaşkınlığına ve hoşnutsuzluğuna rağmen "dön arkanı yürü git" derken buldum. O anda da dank etti kafama; ben artık kavgalarımı seçmeye başlamışım...
Vaktimi alacak, kafamı gereksiz yere meşgul edecek, ruh halimi esir alacak, aslında hiç önemsemediğim insanları hayatıma sokacak hiç bir kavgada artık ben yokum.
Arkamı dönüp yürüdüğümde kavgadan kaçmıyorum, sadece o kavgayı seçmiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
