Mezun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mezun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2011 Cuma

TUNUS NERE TÜRKİYE NERE

Sürdürülebilir kalkınma araştırmaları Arap Ligi ülkelerinde genç işsizliğini yıllardır çok vahim bir sorun olarak gösterir. "Genç işsizliğini çözün, terörü çözersiniz" der ama kimse dinlemez. En sorunlu ülkelerin başında da Tunus gelir. Dünya Bankası'nın sırf genç işsizliğine yöneik proje bazlı yardımları sonucu, 336.000 diplomalı genç işsizden sadece 2300'ü işe yerleştirilebilmiştir. Sonuç? Sonuç, bugünkü Tunus ayaklanmalarıdır.
Tunus nere, Türkiye nere midir gerçekten? Tunus ile Türkiye arasında hiç mi benzerlik yoktur? Dünyanın en büyük 15. ekonomisinde, 'akil ülke' Türkiye'de 'diplomalı işsiz' yok mudur?... Vardır! Tunus'ta ne varsa bizde de aynısından vardır. Tunus'ta da şakır şakır üniversite açılmaktadır. Ne var ki bu üniversitelerden mezun olanların %46'sı, diplomalarını almalarının üzerinden 18 ay geçmiş olmasına rağmen hala işsizdir. Pek çoğu 2-3 aylık işsizlikten sonra mecburiyetten yüksek lisansa devam etmiştir. Eğitimli işsizin derdine çarenin daha fazla eğitim olmadığı ortadadır.

Türkiye'de de diplomalı işsizlerin bir memleket meselesi olduğunu ne zaman kabul edeceğiz acaba? Bizde de mi bu gençler kendini belediye binası önünde yaksın, yüksek voltaj hattına atsın? Bu çocuklar aylar süren işsizlik sonunda, çağrı merkezlerinde iş bulduğunda mutlu mu olalım? Diplomanın amacı bu mudur?

....

Duyan olursa; intihar eden Tunuslu gencin ölmeden önce son nefesinde haykırdığı gibi "sefalete hayır, işsizliğe hayır!"

21 Aralık 2010 Salı

EĞİTİM, İSTİHDAM, SEN, BEN...


Geçen hafta, ecnebi basında yüksek eğitimin ve üniversite mezunlarının geleceğinin tehlikede olduğuna dair yazılar okudum arka arkaya. Avrupa'da böyle, Amerika'da böyle, bizde belki ezelden beri böyle. Ama 2008 krizinden sonra her şey daha bir endişe verici hal aldı. Hem yüksek öğrenim hem istihdam piyasası çok bilinçli tercihleri, doğru hesaplanmış alternatif (fırsat/vazgeçme) maliyetleri, yerinde kararları talep ediyor. Bu konunun uzmanı değilim ama düşündüklerim, hem de uzun uzun düşündüklerim var. Daha önce bir yazı yazmıştım, şimdi bir tane daha yazıyorum.

UNESCO'ya göre önümüzdeki 30 yıl içerisinde tarih boyunca mezun olmuş olanların toplamından daha fazla sayıda insan üniversitelerden mezun olacak. Bu durumda lisans diplomalarının bir anlamı kalmamış olacak ki zaten günümüzde çoğu çok anlamlı kağıt parçaları sayılmıyor. Türkiye'de 150'yi aşkın üniversitenin dörtte üçü mezuniyet sonrası istihdam piyasasında kabul görecek belge dağıtmıyor aslında. İyi üniversiteler de her yıl o kadar çok mezun veriyor ki hepsinin mezun olduğu yıl iş bulması mümkün değil. Sonuçta üniversite mezunu öğrenciler, işe alınabilirliklerini arttırmak için yüksek lisans ve doktora yapmaya yöneliyor.

1998-2006 yılları arasında OECD ülkelerinde doktora yapanların sayısı %40 artmış. Japonya'da bu rakam, genç nüfusun hızla azalmasına rağmen %46. Ancak doktora programları ayrı bir tuzak. Özel sektörün istediği uzmanlığı hiç bir şekide kazandırmıyor. Akademik olma hayalleri kuranların önünde kadro, fon, kalite ve ayrımcılık engelleri duvar. Amerika'da örneğin akademik kadrolar her yıl %5 artsa -ki artmıyor, doktora derecesi alanların sadece %20'si istihdam edilebiliyor. Belçika'da doktora derecesi alanların %45'i mezun olduktan beş yıl sonra hala yarı zamanlı, geçici üniversite işlerinde çalışıyor. Bizde rakamlar mevcut olmadığı için durumun ciddiyetini henüz ölçemiyor, sadece hissediyoruz. Geçen aylarda Türkiye İstatistik Kurumu, yüksek lisans ve doktora yapanlar arasında yanıtlamamanın 3000 lira ceza ile sonuçlanabileceği bir anket yaptı. Sonucu merakla bekliyorum.

Bir blog yazısı bundan uzun olmaz deyip şimdilik lafın ortasında bırakıyorum. Bu konuya yeni istihdam stratejileri ve doktora yapma nedenleri/yapmama gereği ile geri döneceğim.

15 Haziran 2010 Salı

YENİ MAHSUL MEZUNLAR PİYASAYA DÜŞERKEN


Image: www.few.org

Mezuniyet balosu dönemi açıldı. Gençler rengarenk, sere serpe, saten maten, çiçek miçek, çok keyifliler...Nazar değmesin. Biraz, azıcık bir nefes alsınlar, mezuniyet törenlerinde keplerini atsınlar, tatili nerede geçirecekleri belli olsun, iş arama telaşına düşecekler. Az kaldı... Bazıları çok şanslı olacak, seviniyorum onlar için. Ya hak ettikleri için ya da bağlantıları olduğu, doğru insanı tanıdıkları için. İyi iyi. Ne olursa olsun, hiç kimse bu kusurlu istihdam piyasasında işsiz kalmasın. Benim dert ettiğim diğerleri zaten. Kafadaki bilginin değil diplomaların yarıştığı, diplomaların eşit olmadığı, bazense diplomanın kralının yeterli olmadığı, kendini ifade edebilme aşamasına hiç gelinmediği bir süreçte el yordamı ile ilerleyenler... Allah yardımcıları olsun. Ne yaşanacaksa yaşanacak, bunu engellemek mümkün değil. Ama doğru hasar yönetimi ile belki daha yumuşak bir iniş mümkün olur. Bunun için benim aklıma ilk gelenler:

1) İstihdam piyasasının "dar" günleri devam ediyor. Her başvuru çok sayıda, her işe giriş sınavı çok kalabalık olacak. Her "hayır"ı her "red" cevabını kişisel almaya can dayanmaz. Yetersizlikleri doğru tespit etmek gerekiyor ama "hayır"ları da kişisel almamak.

2) İlk seferinde "hayal işi"nde çalışmayı kaç kişi başarabilir ki? Ama bir yerden de başlamak lazım. Bazen üzülmeden, erinmeden başlamak gerekiyor "ilk iş"e. En iyisi kendini kimseyle kıyaslamadan ilerlemek. Bu günlerden hasarsız çıkmak kadar kompleksiz çıkmak da önemli.

3) İş piyasası çok matah bir şeymiş gibi yüksek lisansı şart koşar oldu. Yurt dışındaki burs imkanlarını araştırın tabii; askerliği geciktirmek için uzatacaksanız da uzatın master'ı. Ama eğer üniversitede kalmayı düşünmüyorsanız doktoradan uzak durun. Özel sektör her ne kadar doktora da ister gibi gözüküyorsa da asıl istediği uzmanlık. Uzmanlığınızı doktoraya çevirebiliyorsanız ne ala... Ama masa başında değil de hayatın içinde uzmanlaşmak istiyorsanız doktoraya bulaşmayın. Uzmanlaşın...

4) Hükümetin yeni istihdam stratejisinde ağırlık özellikle gençlere yönelik part-time işlere verilmiş gibi gözüküyor. Hiç şüphesiz part-time iş, hiç iş olmamasından evla... Ancak part-time hem ilaçtır, hem tuzak. Hem hiç yoktan iyidir, hem her şeyin yarısıdır. Sağlık sigortası eksik, emeklilik imkansızdır. İlk iş olarak iyidir, yüksek lisans yaparken idealdir. Ama bir bakmışsınız hayatınız olmuş, hak ettiğiniz kalıcı bir pozisyonun mülakatında size "iyi de siz hep yarı zamanlı çalışmışsınız" demişler... Yarı-zamanlı çalışmanın eksik istihdam (underemployment) olduğunu unutmayın.

5) Piyasanın ihtiyaçlarına odaklanın ve kendinizi bu ihtiyaçalara göre farklılaştırın. Bence bu noktada hobiler bile önemli. Hobilerinizi geliştirin, CV'nize yazabilecek hale getirin. Mutlaka küçük de olsa bir farklılık yaratın.

6) Sosyal medyada aktif olun ama onu aynı zamanda akıllı kullanın. Sosyal medya sayesinde iş bulan/yüzünden iş kaybedenlerin hikayelerini çok sık duyar olduk. Kendi adınızla hazırladığınız sayfalara ne koyduğunuza, yazdığınıza çok dikkat edin. Biliyorsunuz, siz unutsanız da internet unutmuyor. Sosyal medyada iyi olduğunuz düşünüyorsanız da sayfalarınızın adreslerini CV'nize mutlaka ekleyin. Twitter'daki kilitleri de kaldırın. Bu sayfalar sizin kendi kendinize verdiğiniz referanslar, işverenler bu referansları daha çok okumak istemeye başladılar.

7) Bir de anladığım kadarıyla istihdamda yeni eğilim yerelleşmek. Yerelleşmekten veya yerel başlamaktan korkmamak lazım. Yani "memleketten başlamak" yahut bir noktada "memlekete dönmek" gerekebiliyor. Ankara, İstanbul, İzmir hepimizi istihdam edemiyor artık. O zaman "evde" bir şeyler yapmaya erinmemeli. AB fonlarının yereli desteklediği bir dönemde olmak iyi bu açıdan. Medyada ilerlemek isteyenler de karın tokluğuna stajyer köle olarak çalışmak yerine yerelleşerek büyümeyi tercih edebilirler.

8) Son olarak diyelim ki; Sıla'nın şarkısında dediği gibi "aksilikler üst üste geldi," hayal ettiğiniz işten uzağa düştünüz, o mağrur başınızı hafiften eğecek bir işe "evet" demek zorunda kaldınız, büyümek isterken küçüldünüz... Böyle durumlar için benim size tavsiye edeceğim Ege Cansen'in şu yazısı . Yazı doğrudan bize, bu aksak istihdam piyasasının kurbanlarına yazılmamış tabii ki ama bana Hızır gibi yetişmişti. Aradığınız yanıtın hangi biçimde geleceğini seçemiyorsunuz ama yanıt geldiğinde anlıyorsunuz. Belki size de bir faydası olur diye koydum link'ini.

Umarım olmak istediğiniz birey olursunuz. Umarım birey olmak istersiniz.