Geri Dönüşüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Geri Dönüşüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2010 Cumartesi

KARAR ZAMANI

Bence bu kararı artık kimse daha fazla erteleyemez. Dünyada bırakacağımız iz konusunda karar vermemiz gerekiyor. Bahsettiğim iz gurur duyacağımız bir iz değil, ömr-ü hayatımızda doğada geri dönüşümü olmayan kaç ürün satın aldık, kullandık ve hiç yok olmayacak şekilde ardımızda bırakacağız... Modelini değiştirdiğimiz her bir cep telefonu, LCD televizyon, diz üstü/masa üstü bilgisayar, bizim dünyada bırakacağımız iz olacak.




Dünyadaki izinle gurur duyuyor musun?

IPhone 4 herkesin iştahını kabartırken ben de bunları düşünüyorum işte. Herkes ne kadar hazır bir üst modele geçmeye, ona sahip oluncaya kadar içler nasıl da kıpır kıpır... Geride bıraktığım 20li yaşların bana öğrettiklerinden biri de ahlakçı olmamak, kendi ahlak değerlerimle kimsenin ahlakını yargılamamak. Bu beni çok rahatlattı, çok özgürleştirdi. Şimdi de çevreci ahlakıyla kimsenin tüketici ahlakını yargılamak gibi bir niyetim yok. Ancak tüketimin bir bilinç meselesi olduğunu düşünüyorum. Ben bu "dünyada iz bırakmak" anlayışını doğuştan getirmedim; aileden bir yatkınlık vardı ama asıl okuyarak öğrendim. Belki bir kaç kişi daha kendini bu konuya yakın hisseder diye yazıyorum. Eğer insan yaptığı seçimlerse belki bir kaç kişi daha yeşili seçmeyi seçebilir.

Kendi mütevazi varlığımın bile tüketim alışkanlıklarım doğrultusunda bu gezegende silinmeyecek izler bıraktığı gerçeğine aydığımdan beri panikteyim. Artık karar vermem gerekiyor. Benzin tüketimi, Starbucks'ta kullandığım peçete ve kağıt bardak sayısı, cep telefonu ve laptop değiştirme zamanı...Karar vermemiz gerekiyor: Hem 3G kullanıp, 4G'yi dört gözle bekleyip hem de baz istasyonu sayısından şikayet edemezsiniz. Hem elektriği adeta içen en büyük boy LCD televizyon kullanıp hem de Yağmur Ormanları belgeselleri seyredip dünyanın kıt kaynaklarına ağlyamazsınız. Diğer taraftansa eski model teknolojik ürünler kullanarak cool da olmazsınız. Seçim yapmak zorundasınız. (Benim tuzum kuru; teknoloji kullanımım hiç bir zaman cool olmadı.)



Eğer teknoloji yeşillenecekse bunu benim gibi teknolojik fetişe tapmayan biri yapmayacak tabii ki. Teknolojik gelişmenin erdemine inanan, gelişmelerle hayatını, işini, iletişimini kolaylaştıran, şirketlerden sürekli daha iyisini daha hızlısını talep eden grup, aynı zamanda daha yeşilini de isteyecek. Türkiye'nin teknoloji gurusuna formspring'de sormuştum "kullandığınız aletlerin geri dönüşümü olmaması sizi rahatsız etmiyor mu" diye de "Afrika'nın elektronik çöplük olmasına üzülüyorum ama bu benim değil teknoloji şirketlerinin sorumluluğu" demişti cevap olarak. Orası öyle ama sizin meslek grubunuzun da yeşili talep etmesi gerekiyor.


BM rakamlarına göre her yıl 20 ila 50 milyon ton e-atık açığa çıkıyor. Yeşil tercihlerin artık içimizde büyüttüğümüz bir his olmaktan çıkması ve somut adımlar olması gerekiyor. Geçenlerde uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla aynı uçakla konferansa gittik. Uçak çıkışı pasaport kontrolu için bekliyoruz, cep telefonunu açmak için çıkardı. Baktım elindeki Samsung'un yeşil telefonu Blue Earth Dream. Dedim ya artık seçim yapma zamanı. Bazıları seçimlerini yapmış bile. Utanmasam sarılıp boynuna vallahi öpecektim onu orada.

Justify Full

21 Mart 2010 Pazar

GERİ DÖNÜŞÜM PROCESİ

Amerika'da görüp de etkilendiğim şeylerden bir tanesi de insanların kendilerine kişisel "meydan okuma" hedefleri koyduğunu görmek oldu. Julie and Julia filmini seyredenler için böylesine bir "meydan okuma," 365 günde 524 yemek tarifini tamamlamaktı. Ben Los Angeles'tan dönerken basının ilgisini çeken diğer bir meydan okuma da, bir adamın bir yıl boyunca çevre üzerinde hiç bir etki bırakmadan yaşama çabası olmuştu... Cep telefonu kullanmamak, Starbucks'ta hep aynı bardağı kullanmak adamın yöntemleri arasında idi.

Burda da yavaş yavaş böyle kişisel meydan okuma girişimleri duymaya başladım aslında. Gittikçe popülerleşen Runtalya maratonu örneğin. Katılıp Çağdaş Yaşamı Destekleme için koşan tanıdıklarım oldu. Derece almak önemli değil; hayırseveler, yarışa katılan ve tamamlayanlar için gönüllerinden kopan miktarı yatırdılar. Tek bir kişi, koşarak 7-8 öğrenici için 1 yıllık burs kazandırabildi sonuçta. Hem spor yapmak için motivasyon, hem meydan okuma hem de faydalı olmak bir arada...

Benim ilk kişisel meydan okumamın faydası, olursa, ancak bana ne yazık ki... Asıl çalıştığım konu değil de hobi olarak okuduğum konuyu ilgilendiren bir yarışma ilanını görünce katılmaya karar verdim. Yan ilgi alanım olduğu için elimde bölük pörçük notlar birikmişti; bunlar yer tutuyordu ve artık haklarında bir şey yapmak gerekiyordu. Elimde biriken diğer bir şey de yarım kullanılmış, anlamsız bir şekilde saklanmış, atılması ziyan ama hep sırasını beklemek zorunda olan kırtasiye malzemeleri idi. Kırtasiye, ajanda delisi olduğum dönemden kalma... Bu meydan okumanın kuralı, 2 ay boyunca, tamamen eldeki yarım kullanılmış kalem ve tamamlanmamış defter ve kırışmış, üzerine kahve dökülmüş müsvedde kağıtları kullanarak 13.000 kelimelik bir makale yazmaktı.


Çok yoruldum, baharın ilk günlerini kaçırdım. Güzelim kaligrafi kalemlerinin önünde şeytan benimle çok konuştu ama sonunda bitti. Yazdığım kelime sayısını Ece ajandama not aldım. Şimdi artık yazmayan, yıllanmış bir avuç kalemi çöpe, eskitilerek kullanılmış bir tomar kağıdı geri dönüşüm kumbarasına atmaya hazırım. Kendime yapmaya söz verdiğim bir şeyi yaptım; yaşama alanımı hafiflettim.


Katılıyorum; bir şeyleri değiştirecek her hareket kitlesel olmak zorunda değil. Hayatına biraz anlam, disiplin katmak isteyen herkesin kişisel meydan okumaları olmalı. İnsan bir an kendini çok iyi hissediyor.



Ama haberiniz olsun; en sonunda kimse gelip madalya takmıyor.

17 Şubat 2010 Çarşamba

GERİ DÖNÜŞMELİ Mİ DÖNÜŞMEMELİ Mİ?


Hayat zor; bir de bu hakikatı katlanması daha da zor hale getiren alışkanlıklarımız var. Mesela ben, derdim yetmezmiş gibi bir de gece-gündüz geri dönüşüm mesaisi yapıyorum. Üstelik sadece kendimin değil bütün ailenin. Geri dönüşmcü insanlarla yaşamak çok zor çok...




Gazeteler, belediyenin çevreci kamyonu geçene kadar evde karanlık odada biriktiriliyor, sabahtan kapıya konuyor; kamyonun geçiş günlerini akılda tutmak gerekiyor. Yalnız, kuşe baskı dergiler ve beyaz kağıtlar, belediye hizmetine güvenilmediğinden, üniversite kumbaralarına atılmak üzere ayrılıyor. Ne zaman evden çıksam elime gülle ağırlığında kağıt torbaları sıkıştırılıyor, bir iki gün üşenip atmasam torbaları, arabam çöp arabası oluyor. Meyve suyu kutusunu, tepesindeki plastiğini sökmeden geri dönüşüme atmışsam, o kutu ayıklanıyor, parmakla gösteriliyor ve sanki ben profesyonel geri dönüşümcüymüşüm gibi azarlanıyorum. Neymiş efendim; plastikler ayrı torbada biriktiriliyormuş!


Pili biten gelip pilini, KİPA'daki pil kumbarasına atılmak üzere, bana teslim ediyor. Bir de takip ediyorlar pillerinin akibetini, unutmuyorlar. "Attın mı" diye soruyorlar. Tabii her gün pil atmaya gidecek halim olmadığımdan, odamda beraber yaşamak zorunda olduğum onca kalabalık arasında bir de bir pil torbası var.

Tavalar lavaboda yıkanmadan önce, içindeki yağlar, son damlasına kadar kavanozlara süzülüyor. İyice süzülmezse yine azar geliyor; sanki şehir suyu şebekesine yağ kaçıran tek benmişim, kaçırırsam "yağ polisi" gelecekmiş gibi...

Güneşli bir günde kahvemi alıp balkonda keyif sürmek haram bana. Otursam, gözümün önünde pis kokulu yeşil yeşil sular. Çünkü bizde içinde sebze haşlanan, marul yıkanan sular atılmaz, şişlere doldurulur. Çiçekler, kaktüsler bu şişelerden sulanır. Yine de Japon gülümüz hep böceklidir, o ayrı...

Kısacası, bana güvenip, bir geri dönüşüm bir geri dönüşüm, sormayın gitsin. Bir yığın meselem var dışarıda, kafamda, kalbimde, onunla, bununla, kendimle... Halletmeye çıkıyorum dışarı, hayır duası alarak, "Bismillah" diyerek, sağ ayakla ama Yarabbim elimde hep bir kağıt torbası...

"Vallahi ekonomik kriz yüzünden katlanıyorum buna" derken bu geri dönüşüm mikrobu, ne var ki, benim de kanıma girdi sonunda. Benim de kağıt torbalarım, yağ kavanozlarım, içinde yeşil yeşil sular biriktirdiğim şişelerim olacak, biliyorum. Çamaşırlarımı güzelim 90 derecede değil bildiğin 30 derecede yıkayacağım. Artık yeni son moda diz üstü bilgisayar, cep telefonu hayalleri kuramayacağım özgürce. Afrika kirlenmesin, zenci bebekler yemek sandıkları cep telefonu pillerini kemirmesin diye ben şu anda ne kullanıyorsam yıllar sonra da aynılarını kullanmak zorunda kalacağım. El alem dolaşacak ortalıkta tepeden tırnağa teknoloji, ben çevrecinin daniskası olacağım diye, dünyada ardımda benim fani ömrümden bin katı ömürlü aletlerden bırakmayacağım diye hiç havalı olamayacağım şu hayatta.

Havalı olamayacağım ama yaptım seçimimi; geri dönüşümden geri dönüşüm yok. İnsan olmanın gereklerinden biri; aynı gezegende aynı kaderi paylaşma bilinci....

www.earthfirst.org.uk