Bu sabah kalktığımda tanıdığım birkaç kişi ile beraber üzerimize dün gece kozmik bir şeyler serpildiğini, ayrı ayrı dizlerimizin üzerine çöküp yukarıdakine sığınıp, yakarıp serzenişte bulunduğumuzu fark ettim. Demin Ece ajandama bakıyordum da o zaman gördüm; dün gece Gündönümü Fırtınası varmış. Acaba rüzgar ötelerden bir esinti mi taşıdı bizim fani hayatlarımıza?
2006 yılından beri süslü, cicli bicili ajandalar kullanmıyorum. Hayatımda sadelik, işlevsellik ve hafiflik istediğim bu döneme girdiğimden beri, ilk gençliğimde hiç ilgilenmediğim Ece ajandaları artık benim de vazgeçilmezim. Aşure Günü'nden, üzümlerin kızarmasından, Doğu rüzgarlarının esmeye başlamasından, birinci cemrenin havaya ne zaman düşeceğinden, hepsinden hepsinden haberdar olmak istiyorum.
Yalnız tabii, bu ajandaların Ece'den kaynaklanmayan bir sorunları var; içine benim kendi el yazımla yazdıklarım. Bazı insanların isimleri, not düşülen ve gidilen randevular, olacak zannettiğim ama gerçekleşmeyen hayallerin hayaletleri bugün hala tüylerimi diken diken ediyor. Bu defterleri atmalı mıyım yoksa şu anda tekrar tekrar okumaya yüreğim dayanmasa da saklamalı mıyım; ileride "işte ben bu yollardan yürüdüm de büyüdüm" diyebilmek için...
Herkese tüm dileklerinin gerçekleştiği, sağlıklı, bereketli bir yıl diliyorum. Hoş geldin 2010.

