27 Haziran 2010 Pazar

YAŞAR- AHUDUDU ŞEKERİM

Yaşar'ın Ahududu Şekerim şarkısının "Dokunmayınca ben sana sen kalır mısın/Bak nevresimlerde ne var sır saklar mısın" diye bittiğini bir tek ben mi fark ettim yahu? Yoksa benim mi içim fesat bir tek?



Genellikle Yaşar'ın her albümünü çok beğenirim ama buna çok bayılmadım. Yaşar sanki workshop (atölye) çalıştırmış ve Yaşar şarkıları olabilecek şarkıları başkalarına yazdırmış. Sanki Raphael mübarek. Söz-müzik ona ait çok az şarkı var...

23 Haziran 2010 Çarşamba

ODE TO A FRIEND -II

"Ben gitmeden son bir kez görüşelim. Kalk gel" dedi; gittim. Toplam 500 kilo ağırlığında 100 adet kutu var ortalıkta. Kargo çalışanları odadan odaya mekik dokuyor; bir de kıpır kıpır 15 aylık Devrim var ayak bileği seviyesinde. Elma şekeri... Ortada bulduğu çayların içine elini daldırıp, sonra da parmaklarından akan çay damlalarını ikram ediyor İtalyan-Türk misafirperverliğinin erken bir örneği olarak. İkramının bir tek annesi tarafından "ohh ohhh pek güzelmiş" diye kabul edilmesi ile de yetiniyor... Allah'tan...

Bu karmaşa içinde, ben daha anlamadan, elimden ağır kocaman çantam alınıyor, masaya buyur ediliyorum ve tepeleme "al dente" makarna ile karnım doyuruluyor. Aynı Kıbrıs'taki günler gibi... İkramda her şeyin en güzeli var, sohbetin en tatlısı. Bir söyleyip beş gülüyoruz... Sonra sonra... Dolaptan bir şişe şampanya çıkıyor. Beni kutlamak için, patlatıyorlar şampanyayı, şerefime kalkıyor kadehler... Bunca işlerinin arasında bu kız için şampanya patlatıyorlar ya... Giderken de mavi bir çöp torbası içinde kargo kutularına sığmayan ganimetlerim tutuşturuluyor elime: Galileo's Daughter, Wilbur Smith'in Monsoon'u, kocaman Webster Dictionary of Biographies, küçük ahşap bir sandık ve iki toprak sake bardağı...

Kıbrıs'ta da böyle ayrılmıştık...

Bir dahaki kavuşmaya kadar güle güle canım arkadaşım. Beni öğle vakti çakır keyif de yaptın ya... Aşk olsun! Bak yine öperim yanaklarından...

22 Haziran 2010 Salı

5 ASKER 1 BUSE

Dün Twitter'da @ozlemrodin yayınlamıştı; ben de şu anda hissettiklerime tam tercüman oldu diye aldım koydum buraya....




Akrep gibisin kardeşim.
Korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
Serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
Midye gibi, kapalı rahat.
Ve sönmüş bir yanardağı ağzı gibi korkunçsun kardeşim.
Bir değil,
Beş değil,
Yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
Gocuklu celep kaldırınca sopasını
Sürüye katılıverirsin hemen.
Ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani.
Hani şu derya içre olup
Deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyda, bu zulüm
Senin sayende
VE AÇSAK, YORGUNSAK, ALKAN İÇİNDEYSEK EĞER
Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
Kabahat senin,
-demeğe de dilim varmıyor ama-
Kabahatın çoğu senin, canım kardeşim.

Nazım 1947

21 Haziran 2010 Pazartesi

İLHAN SELÇUK'UN ANISINA

Bence davalık olmuş en güzel yazılarından biri bu. Evet iyi de "Allah bunları hangi pezevengin eliyle yaptırıyor?!?"




İrticanın Dibi Yoktur -İlhan Selçuk

06 Mayıs 2007

Amerika Irak'ı işgal ederken ne düşünüyordu:

- Diktatör Saddam 'ı devireceğiz, yerine demokrasiyi kuracağız; halk bizi çiçeklerle bekliyor...

Ne oldu?..

Irak nerdeee?..

Demokrasi nerdeee?..

***

Amerika bir yandan Irak'ı işgal ederken öte yandan Türkiye için ne düşünüyordu?..

"Ilımlı İslam Devleti Modeli..."

Kafaya bak sen!..

Irak için demokrasi...

Atatürk 'ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti için İslam Devleti Modeli...

***

Amerika'nın Irak'a dönük projesi fos çıktı...

Peki, Türkiye'ye dönük projesinden ne haber?..

Gelen giden haberlere, yorumlara, aklıevvellerin el altından ve üstünden tezgâhlanan söylentilerine bakılırsa, Amerika'nın aklı başına gelmeye başlamış...

Diyorlarmış ki:

- Ilımlı İslam Devleti Modeli macerası hem Türkiye'ye uymadı, hem Amerika'ya zarar verdi...

***

İslam kutsal bir dindir...

Ama, ister ılımlısı olsun, ister radikali, "İslam Devleti Modeli" nin gerçek adı nedir?..

Tek sözcük:

İrtica!..

Peki, irtica nedir?..

***

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Tahran sokaklarında kadın avına çıkmıştı...

O kadının başörtüsünden taşan saçı, bu kadının türbanından taşan perçemi tesettüre uygun muydu, değil miydi?..

İrtica budur!..

Ama, irtica elbette bu noktada da durmaz...

Ahmedinejad aynı günlerde eski ve yaşlı kadın öğretmeninin elini öperken fotoğrafçının objektifine yakalanmasın mı!..

İran'daki Hizbullahçılarda tepki kıyamete dönüştü...

***

Mürteci ne diyordu:

- Müslüman İran halkı, şeriata aykırı bu tür davranışları affedemez!..

İrticanın dibi yoktur!..

İslam Devleti'nin ılımlısı, yumuşağı, serti olmaz!..

Allah adına ahkâm kesmek bir devletin düzeninde ağır basmaya başladı mı, insan silinir gider...

İnsanın yerini kim alır?..

Mürteci!..

***

İşin en kötü yanı, yüce Allah, Hazreti Peygamber, Kuranıkerim adına konuşan mürteci sürüsünün devlet düzeninde iktidarı ele geçirdikten sonra, gün geçtikçe azmasıdır...

Bu takımdan biri, yolda yürüyen Bektaşi'nin ensesine okkalı bir tokat vurmuş...

Baba hızla dönüp bakınca açıklamış:

- Ne bakıyorsun Erenler, bu tokat Allah'tandı...

Bektaşi:

- İmanım, demiş, elbette öyledir; ama, Allah'ın bu işi hangi pezevengin eliyle yaptırdığına bakıyorum...

Ilımlı İslam Devleti mi?..

Amerika bu işi hangi pezevenk marifetiyle Türkiye'de tezgâhlamak istiyor?..

Sorunun yanıtını siz verin!..

Cumhuriyet

20 Haziran 2010 Pazar

BABALAR GÜNÜYMÜŞ!

11 delikanlı dizi dizi, kıpkırmızı uzanmış yatıyor; kimsenin hiç bir şey kutlayacak hali yok. Boğazımızda koca bir yumru, göz yaşları sel oldu aktı.

Babalar Günü...Babalar Günü...

Tamam anladık Babalar Günü ama yok bugün kutlama mutlama. Zaten babaların suçu büyük bu ülkede. Ya üç-beş bine satıyorlar kızlarını ya da inandırıyorlar onları, büyüyünce onların ne düşündüklerine bu ülke itibar edecek diye. Kızlarının ağzından çıkan her cümleye dünyanın en muhteşem söz dizesi muamelesi yapıyorlar. Kayıt cihazlarına konuşturuyorlar onları "bir de buraya söyle" diyorlar; "oku" diyorlar "Anna Karanina ile Madam Bovary'i oku sonra karşılaştır." "Sen çok oku, çok öğren, senin bu ülke için yapacakların var" diyorlar. "Akıllı erkek ile akıllı kadın birbirini tamamlar, ancak birlikte, yoldaşlıkla ilerlenir hayatta" diyorlar.

Sonra...Sonra, babası ona "akıllı" dediği için kendini "akıllı" sanan kız çocuğu çıkıyor dışarı. "Ne düşündüğünü uygun zamanda, uygun biçimde ama mutlaka söyle" denmiş ya kendine söylemeye başlıyor düşündüklerini tek tek... Aa-aaaa! Kimse öyle bayılmıyor bu kızın söylediklerine. Hele erkekler girmişler sımsıkı birbirinin kollarına; kadın aklının, eşit düzeyde kadın yoldaşlığının eksikliğini hiç duymuyorlar bir adım önde yürürken. Kendi seslerinin yankısı yutuyor başka frekanslardan gelen sesleri.

O zaman kız, suçu babasına atıyor tabii. İnsan kızını oğlunu nasıl yetiştirdiyse öyle mi yetiştirir? Babalar Günüymüş....


Şaka bir yana, buruk da olsa "Babalar Günü kutlu olsun" diyeyim. Ve hatırlatayım, babalarını faili meçhul cinayetlere kurban verenler "Benim babam kahramandı" diyor. Babaları Silivri ve Hasdal cezaevlerinde tutuklu bulunan (metinde esir alınan diyor) subayların çocukları da "Babalarını bekliyor."